Love Is More Than Just A Kiss
Instagram: hmmpekitamam
Kapı.

rtık ağlamak istemediğin için bir karar alıyor ve aldığın karar için ağlıyorsun filan ya hani. Değişik. Bi’ de uykusuzluk var, migreninin alnından öpen. Halbuki çıksan kapıdan, ayakların çıplak, dümdüz yürüsen. Nereye istersen, denize doğru, evlere doğru, farkı yok, ama sonu var. Oysa bitmeyen bir gidiş harika olurdu. Başı sonu olmayan bir veda. Çünkü sabit değilsen, yoksa bir yerin, durmuyorsan ve uzaklaşıyorsan usulca, bu uyuşmakla eşdeğerdir. Ve uyuşana kadar keyif, uyuyana kadar huzur bulmak mümkün değil

anarsistpalyaco:

Tyke (fil) çılgınca yaşama koştu. Amerika 1994Özgürlük ve huzur, acı ve korku olmadan bir hayat aradı.Para kazanmak için onu aşağılayıcı sirk hileler öğreten ve Honolulu kentinden kaçmayı başararak adamı (bakıcısını) öldürdü.
Tahmin edebileceğiniz aksine, polis ve yorgun filin vücuda 86 mermi ateş etti.Yine de, herhangi bir yardım veya veteriner anestezi yapılmadan 2 saat süresince ölmesi beklendi.

Bu son resminde gözleri bize bağırıyor. Korku dolu bakışlarını anlamamız, üzüntü, güvensizlik, kendini-savunma için yardım bekliyor. 20 yıl işkence sürdü.
Onda kurtuluş arayan bir karakterin yılmaz gücünü görüyoruz.Yaşam ve özgürlük hakkı olmaksızın yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur. Hiçbir yasa masum canlılara karşı işkence haklı bulamaz.

anarsistpalyaco:

Tyke (fil) çılgınca yaşama koştu. Amerika 1994
Özgürlük ve huzur, acı ve korku olmadan bir hayat aradı.
Para kazanmak için onu aşağılayıcı sirk hileler öğreten ve Honolulu kentinden kaçmayı başararak adamı (bakıcısını) öldürdü.

Tahmin edebileceğiniz aksine, polis ve yorgun filin vücuda 86 mermi ateş etti.
Yine de, herhangi bir yardım veya veteriner anestezi yapılmadan 2 saat süresince ölmesi beklendi.

Bu son resminde gözleri bize bağırıyor. 
Korku dolu bakışlarını anlamamız, üzüntü, güvensizlik, kendini-savunma için yardım bekliyor. 
20 yıl işkence sürdü.

Onda kurtuluş arayan bir karakterin yılmaz gücünü görüyoruz.
Yaşam ve özgürlük hakkı olmaksızın yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur. 
Hiçbir yasa masum canlılara karşı işkence haklı bulamaz.

Göğüs kafesime sığmıyorsun.
Soma, kömür ve kader…

Osmanlının son dönemlerinde, hacca gidecek insanlar hac ziyareti boyunca kullanacakları parayı maden işçilerinin paralarıyla değiş tokuş ederlermiş. Zira maden işçilerinin parası, tamamen helal olarak kazanılmış para kabul edilirmiş…

***

Bir facianın haberi yırtıyor kulaklarımızı. “Ne olmuş?” diyoruz. “Kaç kişi?” diyoruz. Kaç anne, kaç eş, kaç çocuk, kaç aşık, kaç hane diye soruyoruz içimizden ve cevap almak istemiyoruz. İçimiz yırtılıyor düşündükçe, izledikçe gözlerimiz acıyor. Sussak ağır geliyor, konuşsak nafile.

Her gün sahnelenen piyesler sahneliyor karşımızda. Dalga geçer gibi. Taşşşşak geçer gibi gözümüze baka baka “Kader.” diyor birileri. Vicdanını kapının önünde bırakan adamların omuzlarında sorumluluğa yer yok çünkü. İyi olan ne varsa, onların başarısı. Kötü olan ne varsa Allahtan. Okul hayatımız boyunca geçtiğimiz her dersi başarı sayışımız ancak düşük olan tüm notları hocanın vermiş olması geliyor aklıma. Koca koca adamlara bakıyorum sonra. “Kader.” diyorlar. Ciddi ciddi.

Bir bir çıkıyor ölü bedenler madenden. Şehit değil. Ölü bedenler. Doyduk artık zira. Birilerinin çıkarları için öl(dürül)en her insana ezbere şehitlik ünvanı verip, bir trajedinin yüceltilmesine. Yemiyoruz artık. Şehit derken ağzının ortasına bir yumruk atmak istiyoruz karşımızdaki soytarıların ve bir bir çıkıyor ölü bedenler madenden. Hortumu bağlanmamış gaz maskeleriyle yine taşşşşak geçer gibi ambulanslara bindiriliyorlar. Kapı kapanınca maske çıkıyor, battaniye çekiliyor yüzlere. Ambulanslarla yola çıkıyor ölüler bir bir. Aman sayı artmasın, aman millet uyanmasın. Bir adam çıkıyor sonra, sağ bu defa. Ambulansın sedyesine yerleşirken soruyor:

"Çizmelerimi çıkartayım mı? Sedye kirlenmesin…"

Yüreğim yırtılıyor ve yüreğim yırtılıyor ve yüreğim yırtılıyor.

Şu sirkin, şu parodinin, şu rezaletin içinde belki tek temiz, belki en temiz şey ayağındaki çizmeler. Bilmiyor. Bilmiyor çünkü öğretmiyorlar. Çünkü bize bu ülkede her şey lütfediliyor. Çünkü bizim canımız, bir sedyeden bile değerli değil. Çünkü biz, korkunç bir filmin içinde doğduk, korkunç bir filmin içinde büyüdük, korkunç bir filmin içinde ölüyoruz.

Beyinlerini, vicdanlarını, insanlıklarını kaybetmiş birileri var. Onlar hiç susmuyorlar. Onlar hep konuşuyorlar. Onlar bu dünyada güdülmekten başka bir şey bilmiyor ve öğrenmek istemiyorlar. Biz ve onlar ayrımını bize onlar öğrettiler ve ötekileştirildik diye ağlıyorlar mesela. Bir derdimiz yok, benim bir derdim yok bu ayrımla. Ölüleri dinlerine göre ayırıp üzülenlerle aynı cephede işim yok zira. Hayatının herhangi bir noktasında ağzından “Zaten aleviymiş” cümlesi çıkanlarla. Gencecik çocukların ölümlerine gülebilenlerle. Kazanılamayacaklarını öğrendim. Kazanılmak istemediklerini. Kapkara olduklarını. Kapkara ağızlarından kapkara tükürükler saçarak bağırıyorlar hala. Cehape diyorlar. Paraleller diyorlar. Geziciler diyorlar. Utanmıyorlar. Bir tarafta isyan eden “dinsiz”ler var. Bir tarafta dört parmak havada, ne savunduğunu bilmeden “Allah ne süper lan!” diye haykıran içi çirkin, ruhu çirkin, yüzü çirkin mağdur/e’ler.

Her yerden ayrı bir ses çıkıyor. Her yer sırılsıklam. Hırslı, kirli ağızların saçtığı tükürükler. Vicdanı olan her insanın kirpiğinden damlayan yaşlar. Her söz küfür. Her yer karanlık. İçimiz yırtılıyor, oturduğumuz yerde. İçimiz yırtılıyor, bağırdığımız yerde. Gaz fişeklerin sesleri, ağlayan anaların sesleri, küfreden adamların sesleri, çok bilen ablaların sesleri. Kulaklarımız ağrıyor ve sesler dinmiyor. Bütün bu gürültünün içerisinde, bir adamın haykırışı üzerine tükürüyor tüm cümlelerin, tüm oyunların, tüm piyeslerin:

"Abi Mahmut çıkmadı. Mahmut çıkamadı! Beni bırakın bekarım onu alın abi. Onun karısı hamile."

Söylenecek tek cümle kalmıyor.

Nika Pheodora
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Turgut Uyar

Iki dize arasına sığınan umutlarımdan ve yüreğimi, yetim bir çocuk gibi emanet edeceğim ellerinden bahsediyorum.

Bir sabah uyanıyorum; güneş parlak, penceremde menekşeler, mis gibi bir koku… Gülümsüyorum. Seni bahar gibi düşünüyorum. Oysa hiçbir bahar çiçeği senin kokunu vermiyor. Olsun. Ben hala gönlümün en kuytu yerinde, dağ çiçekleri ve kekik kokusu biriktiriyorum senin için. Ben hala gülüşlerinin kenarından öpeceğim günleri bekliyorum. Iki dize arasına sığınan umutlarımdan ve yüreğimi, yetim bir çocuk gibi emanet edeceğim ellerinden bahsediyorum. Ah, o ellerin! Yağmurun ellerinden bile küçük. Öylece aklıma gelince ellerin ve beni uçurumlardan aşağı bırakan gülüşün, bir kez daha içime oturuyor sessizliğin. Günler içime batıyor. O gülüşün. Ve üzerime yığılıyor işlemeli örtüler gibi adın. Ve adının yazdığı her kağıt parçası, başlı başına bir şiir kitabı benim için.
Içimden şehirler geçiyor. Ve ben bilmediğim bir sokakta, bütün dünyaya meydan okuyan o gülüşünü arıyorum. O gülüşün olmasa dipsiz bir kuyuda, karanlığın en siyah tonunda yok olacaktım. Nedeni yok, bana nedenini sorma. Yürümemiş olsam da seninle caddelerde, oturmamış olsak da soğuk bir bankın göğsüne elele. Ayaktayken, konuşurken ve öylece dururken güzelsin. Içimden sana doğru göç eden yüzlerce kuş var. Sen benim baharım. Sesini duyunca değişir içimin mevsimi, sen olur. Ve sol kaburgamın altında yeşerir bahar çiçekleri. Bir gün yağmur yağar, ıslanırız. Saçların bahar kokar, ellerim saçlarına sarılır. Saçlarının kıvrımlarında kaybolur parmaklarım.
Yüzünün ortasında gökyüzü. Ve adının tüm harfleri umudu heceliyor. Sen farkında değilsin. Sen benim en içimde, damarlarımdasın. Ve ben seni kucaklayamadım bile. Lanet olsun ki sarılamadım sana hiç. Bakışlarımı kaçırmaktan yüzünün her çizgisini kazıyamadım aklıma. Şimdi değil mi ki sana bakamayışlarım hep şiir? Uzanıp tutamayışlarım, koca bir göğün altında arayıp bulamayışlarım. Göğün tam altında. Bir dağın yamacında, bir menekşe kokusunda seni aramak var ya, bu hep böyle gider mi?
O gün, bir elimde çay, iki parmağımın arasında sigara, çiçekler gibi açmış gözlerini kokladığımı hatırlıyorum. Sana baktığımı. Bir kıtanın diğerine baktığı gibi. Aralarındaki okyanusa rağmen. Bizim okyanusumuz öyle aşılamayacak türden değil. Fakat sen şeytan üçgeninden korkuyorsun. Oysa senin gözlerin bana en büyük okyanusları bile bir nefeste geçilebilecek kılıyor.
Ben anlatıyorum. Seninle konuşmak için hayatımda iyi kötü olaylar yaratıyorum. Beni duymuyorsun ve bir şeyler yarım kalıyor. Duymuyorsun ve ben kendimi içimdeki boşluktan aşağı bırakıyorum.
Bilirim, şiirler okumazsın bana, ama omzuna dokunursun. Ya da dirseğime değer elin yanlışlıkla. Bu da şiirin kağıda geçmemiş halidir nasıl olsa. Bu lanet olası çarpık kentleşmede sevdim ben seni, bir anlamı olmalı, bir şiir olmalı sevgilim. Bu çarpık kentleşmede iki bina arasında, caddenin ortasında çiçek açmak gibi seni sevmek. E, artık buna bir karşılık gerek.

Erkeğin bekaret takıntısı kıyaslanma korkusundan gelir.
türk erkeği cinselliği yaşayan kadına orospu der, cama çıkan kız kardeşine tekme atar, kadın kısmısı.. ile başlayan cümleler kurar, sözde okumuşu, görgülüsü bile kadının cinsel özgürlüğünü savunur gözükse bile, gönlünce yaşayan kadını garipser, porno izleyen kadına şaşırır, sokakta pandik atan adamı değil, pandik yeyince ortalığı ayağa kaldıran kızı ayıplar, böylelikle kendine cinselliğini keşfedememiş, seksi kocasına karşı vazife olarak gören, evlenene kadar eline erkek eli değmeyen, aynada kendisine çıplak olarak bile bakamayan bir dişiler sürüsü yaratmayı başarır.

cinsellik karşılıklı yaşantılarla öğrenilen bir şeydir, iki porno izleyerek sevişmeyi öğrenemezsiniz. kimse ilk öpüşmesinde titretemez partnerinin dizlerini. kerhanede öğrenilmez seksin ne olduğu, olması gerektiği.

kendi bedenine yabancı, cinselliğe uzak kadınlarla beraber olan adam, bilmez sevişmeyi, isterse elli pozisyon yapsın, kime ne fayda?

ha ama şu da var ki, evlendiği kadın ne de olsa anlamayacak. tek erkeği olduğundan, kıyas şansı olmayacak. beş santimetrelik çükü matah sanıp, on dakikalık sekse razı kalacak. erkeğine karşı vazifesini yapıp mutlu uyuyacak, kendi zevkini düşünmeden, zevkin ne olduğunu bilmeden. bu şartlar altında, neden bilsin erkek sevişmeyi, boşalıyor mu, boşalıyor. eleştiri alıyor mu, hayır. daha ne. di mi?

yine de bu satırları yazabildiğime göre zaten kafadan kaşar, yollu, evlenilecek değil eğlenilecek kadın olduğumdan, çok da ciddiye alınmasına gerek yok bu metnin. siz bildiğinizi okumaya devam edin..

psikolojisibozukinsan:

Bu post her seferinde çok pis koyuyor ya